14 Kasım 2014 Cuma

Türkçe Hikaye Kitapları Hakkında...

Kitap sevgisi mi yoksa Öğretme Kaygısı mı Önemlidir? Hangisi Önceliklidir?

Bir süredir işim gereği çok ama çok fazla Türkçe ve İngilizce hikaye kitabı okudum.(halen okuyorum) Özellikle Türkçe çocuk kitaplarıyla ilgili birkaç tespitimi dahası düşüncemi paylaşmak istiyorum. Türkiye'deki çocuk kitapları ağırlıklı olarak öğretici olma kaygısıyla yazılmış. Çok fazla yazıya boğulmuş hatta bazen hikaye kitabı olmasına rağmen resime neredeyse hiç yer verilmemiş.(Birgün bir yayınevinde çalışan arkadaş bizim ülkemizde veliler bir kitapta çok yazı yoksa sadece bol resim varsa o kitaba para vermek istemiyorlar demişti inanamamıştım ancak çocuğu olan bir arkadaşımdan aynı cümleyi duyduğumda yayıncılarımıza üzülmüştüm.)

Kitaplarda, genelde bir konuda mesaj verme kaygısı ağırlıkta. Sekiz yaşında yatağını toplayan, odasını temizleyen ve yemek yaparken annesine yardım eden mükemmel kahramanlar gördüm. Bazıları oyun oynaktansa odasında ders çalışmayı, zararlı olduğu için televizyon izlememeyi ve bilgisayarda asla yarım saatten fazla vakit geçirmemeyi tercih edebiliyor. İşte mükemmel çocuk örneği. Bunların çocuklara çokta heyecan ve heves vermeyebileceğini anne ve babalar bazen anlayamayabiliyor. Bizde anne babalar iyi çocuk kitabı denince hemen klasik kitapları hatırlıyor ve Donkişot'un resimli bir çocuk kitabı olduğunu düşünüp neredeyse tavşan suyunun suyunun suyu tadında kısaltılmış bir Donkişot çevirisini çocuklarına okutmaya ve onu sevdirmeye çalışıyorlar. Bırakın çocuklar Donkişot'u büyüdüklerinde okusunlar. Bırakın öncelikle onların tercihleri doğrultusunda renkli resimli sevimli kitaplarla dostluk kursunlar ve bu dostluk yıllar geçtikçe onların kişisel tercihleri doğrultusunda şekillensin.(Futbol, moda, hayvanlar, bitkiler, arkadaşlık, macera vb. her neye ilgi duyuyırlarsa) Onlar için kitap seçerken klasik kitaplara zorla onları yönlendirmek yerine onları yaşına uygun, az yazılı, bol resimli, çevirisi, baskı kalitesi, dili güzel kitaplar seçmelerine yardımcı olsanız sanırım daha doğru olur.

Türkçe hikaye kitaplarında bir diğer dikkatimi çeken ise bizim çocuklarımıza hiç ama hiç espri yapmadığımız. Bence bu onların zekasına ve algılarına yeterince saygı duymadığımızı gösteriyor. Onların espri anlayamayacak olduklarını mı düşünüyoruz? Bazı kitaplar neredeyse bize öğretilen kompozisyon teknikleri gibi giriş gelişme sonuç seçlinde ilerliyor. Oysa yabancı hikaye kitapları onların yaşlarına uygun eleştirel bakış açısına ve esprilere çok fazla yer veriyor ve bu o kitapları daha sevimli ve daha okunabilir en önemlisi daha keyifli hale getiriyor. Bizde veliler espri yapan kitapları sevmiyor bunun en güzel ve en ünlü örneği Felaket Henry'dir. Çocukların(ve aynı zamanda benim) çok sevdiği bu kahramanı öğretmenler ve anne babalar hiç ama hiç sevmez. Aslında bir çoğu hiç okumamıştır ancak okuyanlarda kötü örnek olacak kaygısına kapılmayı tercih ederler.

Şimdilik genelleyebileceğim tespitlerim bu kadar ancak okumaya devam ettikçe paylaşmaya devam edeceğim.

Unutmayalım doğru yönlendirilirse okumayı sevmeyecek çocuk olamaz.Sanırım hepimizin daha çok çocuk kitabı okumaya ve bakış açılarımızda değişiklikler yapmaya ihtiyacımız var.