25 Eylül 2009 Cuma

Adam olmayız kitap okumadıkça yoksa biz adam olmayız değil...

Ülkemizde kitap okunmuyor ve hatta kitaba ihtiyaç duyulmuyor olmasının nedenlerini irdeleyen güzel bir yazı. Günümüzde bireyler giderek reklam, pazarlama ve satış bombardımanı sonucu ortaya çıkmış tüketim alışkanlıklarında kayboluyorlar. Tükettiklerimizin içinde aklımıza yatırım yapmayı unutuyoruz. Kitap okumak gibi gayet temel ve insani bir ihtiyacı görmezden geliyoruz. Genç neslin son model cep telefonuna para verirken hiç çekinmeyip daha bir diğeri eskimeden yeni çıkan modeli hiç düşünmeden alması ama tanesi 15 tl olan bir kitabı pahalı bulup satın alıp okumayı düşünmemesi ne acıdır. Kimse kütüphaneye gitmeyi ve bedava kitap ödünç almayıda hatırlamaz elbet. Çünkü zaten öyle bir ihtiyaç hissedilmiyor çünkü bir Türk 10 yılda 1 kitap okuyor ama günde beş saat televizyon izliyor. Yani giderek düşünmek,araştırmak ve öğrenmek gibi insani ihtiyaçlarımızın yerini satın almak, en son model cep telefonunu kullanmak, gelirimiz ne olursa olsun marka bağımlısı olmak gibi insani olmayan sadece tüketime yönelik ve zeka geliştirmekten uzak faaliyetlerin almaya başlaması üzücü ve düşündürücü.

Ve on yılda bir kitap okunan ülkemde elbette kütüp ha! ne? denmesi kaçınılmazdır...

http://www.timeturk.com/Adam-olmay%C4%B1z-kitap-okumad%C4%B1k%C3%A7a_91868-haberi.html

14 Eylül 2009 Pazartesi

Okul kütüphanesi değil adı üstünde halk kütüphanesi...

Erzurum'da il halk kütüphanesi ve ilçe halk kütüphaneleri yaz dönemi tadilattan geçirilip okulların açılmasıyla beraber öğrencilerin yararlanması için hazır hale getirilmiş.

http://www.erzurumgazetesi.com.tr/default.asp?page=haber&id=32218

Halk kütüphanesi,ırk, dil, din, yaş ve cinsiyet ayırmadan halkın geneline hizmet verir. Halk kütüphanesi sadece ödev yapma mekanı değildir, halk kütüphanesi haftasonuda açıktır, halk kütüphanesi ders çalışma salonu değildir, halk kütüphanesi bir tek kitap okuma mekanı değildir, halk kütüphanesi halkındır sadece öğrencilerin ve okulların değildir. Okulların açılmasıyla faaliyete geçmesi gereken kütüphane türü okul kütüphanesidir ve Milli Eğitim Bakanlığı bünyesinde yer almalıdır. Bu yüzden bu halk kütüphaneleri okullar açılınca kullanıcı sayısının arttığını düşünüp, okullar kapanınca kapılarını halka kapatıp tadilat yaptırdığı böylece ağırlıklı olarak öğrenciye kucak açmaktan kurtulmadığı sürece asla gerçek bir halk kütüphanesi olamayacak, okulların içinde bulunmayan ve nedense açılması gerekli görülmeyen okul kütüphaneleri yerine okul kütüphanesi olarak hizmet vermeye devam edecektir.

Okullara okul kütüphanesi, halka ise halk kütüphanesi gerekir.İster hoşa gitsin ister gitmesin ancak gerçek budur. Biri diğerinin yerinide tutamaz. İkisininde hizmetleri ve içerikleri kısacası işlevleri çok farklıdır.

8 Eylül 2009 Salı

Ülkemizde düzenli kitap okuma becerisi olan bireylere nadir rastlanma sebepleri....

"Şimdi kitap okuma alışkanlığı zamanı" adlı yazı 8 Eylül dünya okuma-yazma (okuryazarlık) günü hakkında haber yapmak amacıyla kaleme alınmış. Aslında yazıda çocuklara okuma alışkanlığının kazandırılması için yapılması gerekenler anlatılmak istenmiş ancak anlatılanların bir çoğu tam olarak bu ülkede okuryazarlık seviyesinin bu derece düşük olmasına sebep olan ya doğru olarak bilinen yanlışlar ya da eksik bilinen gerçeklerdir...

http://www.risalehaber.com/news_detail.php?id=61303

Yazının ilk alt başlığında söylendiği gibi çocuğa kitap okuma alışkanlığını sadece öğretmen kazandırmaz. Ancak aile, öğretmen ve kütüphaneci kazandırabilir. Bu üç unsurun olması çok önemlidir. Tek bir tanesinin olması yeterli değildir bu üçünün mutlak ortak çalışması gerekir.

Sanılanın aksine sınıf kitaplıkları gerçek bir çözüm değildir. Bir okul kütüphanesi yani gerçek uzman kütüphanecileri barındıran profesyonel bir okul kütüphanesi zaruridir. Sınıftaki iki üç kitapla, hadi gelin hep beraber okuyalım demekle bu iş olmaz.

Yazıda bahsedildiği ya da halk arasında sanıldığı gibi çocuğun odasındaki kitap raflarına kütüphane denmez kitaplık denir. Çocuğun odasında bulunan kitaplık yalnızca okuma alışkanlığı edinmiş öğrenciler için bir anlam ifade eder yani tek başına kitaplığa kitapları yığmanız çok bir şey ifade etmez. Hala aile, öğretmen ve kütüphaneci işbirliği zorunludur. Ancak öğrencinin yaşı ilerledikçe kitaplar konusunda öğrenci daha ağırlıklı olarak kütüphane ve kütüphaneciyle iletişim halinde olacaktır. Çünkü kitap okuma alışkanlığı yazıkki bizim ülkemizdeki bilinen yanlışın aksine kütüphane kullanma alışkanlığı ile doğrudan bağlantılıdır. Yani kütüphaneye gitmeyen bireylerin düzenli kitap okuma alışkanlığı edinmesi daha zordur. Oysa kütüphaneye düzenli giden öğrenci kitap okuma alışkanlığı geliştirmede daha başarılı olacaktır. İşte tam olarak bu yüzden halkımızın 1000 kişisinden sadece 1 kişisi kitap okumaktadır.

Çocuklara kütüphaneler anlatılırken orada kimseyi rahatsız etmeyelim, sessiz olalım denmez. Çocuklara kütüphaneden yararlanmak bu şekilde öğretilemez. Sessiz ve sıkıcı, başkalarını rahatsız etmeyeyim derken rahat edemediği ve içinde neden ölü gibi sessiz durmak zorunda olduğunu anlayamadığı üstüne üstlük sürekli kitapları dağıtmaması öğütlenen bir çocuk kütüphanede ne yapsın? Nasıl okumaya ve kütüphaneyi sevmeye alışsın? Bunlar ne biçim önerilerdir?

Kitaplar sadece sessiz öğretmenler değildir. Kitaplar çocuklara sürekli bir şeyler öğreten sadece didaktik kaygılarla oluşturulmıuş nesneler değildir. Çocuk kitaplarla eğlenir, öğrenir, gerektiğinde vakit öldürür, neşelenir, güler, ağlar, resimlerine bakar, banyo eder, sarılır uyur, dinler...İster basılı kitap olsun, ister elektronik kitap olsun, isterse sesli kitap olsun onu yaşamının iyi, kötü, acı, tatlı bir parçası yapar. Bir şeyin hayatımızın parçası olması içinde, onu kutsallaştırmayıp sadece hayatımızın yani günlük yaşantımızın dokunulabilir bir unsuru haline getirmek gereklidir.

Ülkem insanlarının neden okumayı sevmediğini, neden kütüphaneye gitmediğini, neden öğretmen dendiğinde sadece koşarak el öptüğünü bu tür yazıları okudukça çok daha iyi anlıyorum. Okuyazar insanlarımızın artması için bu gereksiz abartmaları, kutsallığı bir kenara bırakıp aile, öğretmen ve uzman kütüphaneciler el ele verelim. Kapatılan kütüphanelerimize sahip çıkalım. Çocuklarımıza gerçek kütüphane görme şansı tanıyalım. Onların elinden tutup öğretmen ve veliler olarak bir kütüphaneye gidip hep beraber birer kitap ödünç alalım. Hepimizin bir kütüphane kültürü olsun. Odamızdaki az biraz kitapla, sınıftaki az biraz kitapla, ders başlamadan evvel on dakika kitap okutmakla bu iş gerçekleşmeyecektir...

Çocuğunuzun okulunda bu işi sağlıklı bir şekilde öğrenmesini istiyorsanız. O okulda bir kütüphane ve uzman kütüphaneci olmasına dikkat edin. Bununla da yetinmeyip mahallenizdeki halk kütüphanesine çocuğunuzu elinden tutup mutlaka götürün hem kendiniz hem de çocuğunuz kütüphane kullanıcısı olsun...

Anlamlı bir hediye: Bir halk kütüphanesi...

Divriliği iş adamı Duran Önder doğup büyüdüğü memleketine bir halk kütüphanesi yaptırarak katkıda bulunma yöntemini tercih etmiş. Valilik aracılığıyla Kültür Bakanlığına bağlanmak üzere yapılacak kütüphane için protokol imzalanmış. Kütüphaneye iş adamının babasının adı verilecekmiş.

http://www.emlakkulisi.com/22161_divrigili_is_adaminin_yaptiracagi_halk_kutuphanesi_icin_sivas_valiligi_nde_protokol_imzalandi

İnsanın doğup büyüdüğü ilçeye bundan daha güzel bir hediye verebileceğini düşünemiyorum. Umarım bu anlamlı çabanın amacına ulaşması için yeterli kütüphaneci ataması ve benzeri tür gerekli unsurlarda tamamlanır ve kütüphane ideal bir halk kütüphanesi olarak hizmete başlar. Dileğim hayırseverlerin sadece okul inşa ettirmeyip daha fazla sayıda bu şekilde halk kütüphanesi inşa edip bağışlayarak ülkemizin kütüphane sayısının(doğal olarak okuryazar sayının) artmasına destek olmalarıdır.

4 Eylül 2009 Cuma

Bir hastane kütüphanesi ve ülkem gerçekleri...

Denizli Devlet Hastanesinde çalışanların ve hastaların yararlanması için kurulan kütüphaneye kitap bağış kampanyası sayesinde 1200 kitap bağışlandığını anlatan bir haberdir.

http://www.denizlihaber.com/?page=haberdetay&haberid=5695&kategoriid=5

Bir hastanenin kütüphane kurmasından daha doğal bir şey olamaz(hatta bir kütüphaneci olarak fikrim tüm hastanelere gerekli olduğu yönündedir) buradaki fevkaladelik nerede anlayamadım. Ayrıca kampanyanın başında bir kütüphaneci olsa ve sadece bağışlara bel bağlanmasa sonuç çok daha sağlıklı olacaktır. İçinde işleteni olmayan bir kütüphane işe yaramayacağı gibi ne diyoruz taşıma suyla değirmen dönmez diyoruz. Hastane yönetimi bu iyi niyetli projesinde çalışanlarına ve özellikle hastalarına daha ideal bir hizmet vermek istiyorsa bağış kampanyasını hedef olarak değil minik bir destek olarak kabul edip, hastane kütüphanesini bütçesiyle, mekanıyla, rafından, bilgisayarına, internetine ve en önemliside uzman kütüphanecisine kadar herşeyi düşünüp hazırlamalıdır.

Kütüphane kurmak sadece bağış kampanyası ile yapılıyor olabilseydi dünyanın en çok kitap bağış kampanyası düzenlenen ülkesi olarak etrafımızın kütüphaneden geçilmiyor olması gerekirdi. Ama gerçek böyle değil. Okumak konusunda Afrika ülkelerinin bir çoğundan geri olduğumuz gibi ne yazıkki kütüphane sayısıda en az ülkelerden biriyizdir. Bunun gelecek nesillerimizin kaderi olmaması dileğiyle...

2 Eylül 2009 Çarşamba

"Üniversite kütüphaneleri halka açılıyor" peki halk kütüphaneleri neden hala ısrarla bir kenarda unutuluyor?

"Üniversite kütüphaneleri halka açılıyor"
Devlet üniversiteleri ile Bakanlığa bağlı il halk kütüphaneleri arasında iş birliği çalışmaları başlatılacakmış. Buna göre imkanları sınırlı halk kütüphanelerinin kullanıcıları artık bulundukları ildeki imkanları daha zengin olan devlet üniversitesi kütüphanesinden yararlanabilecekmiş.

http://www.tumgazeteler.com/?a=5492402

İlk okunduğunda ne güzel artık insanların daha fazla kütüphane kullanma imkanı olacak duygusunu yaratan bu haber bence çok büyük bir riski ve acı bir gerçekliğide ifade ediyor. Bu ülkede halk kütüphanelerine yeterince yatırım yapılmıyor ve bu haberden anladığımıza göre Bakanlık yatırım yapmayı değil insanları başka kütüphanelere yönlendirmeyi tercih ediyor. Ancak bilinen bir gerçek vardır ki halk kütüphanesinin kaynak içeriği farklı üniversite kütüphanelerinin ki çok farklıdır. Ünversite kütüphanesi halkın genelinin ihtiyacı olan kaynaklara değil ağırlıklı olarak bünyesindeki bölümlerin ihtiyaç duyduğu kaynaklara yer verir. Yani bir kütüphanenin kapısı herkese açık olsa dahi içeriği halkın ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik değilse bu pekte bir anlam ifade etmez. Yediden yetmişe herkese hizmet vermek için kurulmuş ve sadece varolduğu bölge halkını hedefleyen tek kütüphane türüde halk kütüphanesidir. İşte bu yüzden bakanlık halk kütüphanelerine gerekli yatırımı yapmak zorundadır. Bu devletin halkına karşı sorumluluğudur...

1 Eylül 2009 Salı

Elbette kütüphane değil sadece içinde bir kaç adet kitap bulunan bir kahvehane...

"Kütüphane değil kahvehane" başlıklı habere bakıyoruz. Bursa'nın Osmangazi ilçesindeki Seçköy'de 25 yıldır hizmet veren kahvehanede, vatandaşlar günlerini oyun oynarak değil, kitap okuyarak geçiriyormuş. Buyrun haberin tamamını okuyalım.
http://www.bursahakimiyet.com.tr/HaberDetay.aspx?hid=25872&ypid=1

Sizinde dikkatinizi çekmiştir çekmedi ise ben derhal vurgulamak isterim tütün yasağının etkisini bu kahvehanemiz "KÜTÜPHANE HİZMETİ VEREREK" hafifletiyor, dahası bu hizmeti vererek müşteri çekmeye çalışıyormuş. Ne güzel değil mi efendim. O zaman benimde bir önerim olacak bu günden sonra kütüphaneler kahvehanelere çevrilsin kütüphanecilik mesleğini icra etmek için lisans eğitimi alan hatta bir çoğu bununla yetinmeyip, yüksek lisans ve doktora düzeyinde bu mesleğe kendini vakfeden hatta ve hatta bir ömür dünyada bu alanda neler oluyor diye makale okuyup kullanıcılarına en yeni hizmet türlerini sunmayı hedefleyen biz kütüphaneciler bu günden sonra bu tür gereksiz ayrıntılarla uğraşmayı bırakıp bir kahvehanede çaycı yamağı olarak çekirdekten yetişelim. Eğitimimiz bitipte kütüphanede hizmet vermeye başlayınca bol bol çay dağıtalım, küllükleri şöyle bir peçeteyle silip yıkamadan geri koyalım, omzumuzda peşkir rafların arasından çay servisine devam edelim. Kütüphanenin duvarlarını bilimum futbol camiasının poster ve gazete küpürleriyle donatalım alın size afiş ve gazete arşivi hizmeti ne kadar pratik değil mi? Olmadı değil mi bir kütüphane kahvehaneye benzeyince olmuyor o zaman bir kahvehaneyi kütüphane ile kıyaslayan bu zihniyeti anlamıyorum. Kütüphane hizmeti demek bir kaç masaya ve rafa kitap koymak değildir. Elbet haberde bahsi geçen kahvehane sahibi kendince güzel bir iş yapmış halka değişik bir şeyler sunma yolunu seçmiştir ancak bu yaptıkları bir kütüphane hizmeti olmadığı gibi bir kahvehanenin küttüphane hizmeti sunabilmeside imkansızdır. Çünkü bir kütüphanenin sundukları, kitap okunacak masa ve sandalye, bir iki gazete ile kitap değildir. Lütfen artık kahvehaneler kütüphaneye dönüyor, artık kahvehaneler kütüphane işlevi görecek, artık kahvehanelerde kütüphane gibi oldu türü haberleri yapmayı bırakın ve gerçeği yani bir kahvehanede sadece bir kaç kitap olduğu gerçeğini yazın.