24 Ağustos 2009 Pazartesi

Bir Kütüphane Neden Ölüm Sessizliğinde Olmak Zorundadır Anlamak Mümkün mü?

Sabah gazeteleri tararken il halk kütüphanelerinde en çok okunan yazar ve kitaplardan bahseden bu habere rastladım.

http://www.tumgazeteler.com/?a=5459306

Ancak ben haberin içeriğinden ziyade bir cümlesine fena takıldım hemen paylaşıyorum efendim. "Kitap okumak için kütüphanenin sessiz raflarını tercih eden Türk okuru..." Ne denir bilmem ki ben bu Türk okuruyla tanışmak istiyorum zira bu Türk okuruna neden böyle yaptığını sorasım var ancak şu saate kadar kendilerine kalabalık bir şekilde rastlama şansım olmadı. Bunun yerine bir çok halk kütüphanesi hatta araştırma kütüphanesini hınca hınç dolduran ve bu kütüphaneleri ölüm sessizliğine mahkum eden bir kitleyle uzun yıllardır birlikteyim. Hayır bir kütüphaneci olarak değil gittiğim halk kütüphanelerinin sade bir kullanıcısı olarak onların bu zulmünden kaçamadığım gibi kütüphaneye gitmeyi benim içi kabusa çevirdikleri dönemler de olmuştur (bilhassa sınav dönemleri).

Bana göre iki çeşit kütüphane kullanıcısı vardır. Birinci grup kütüphane kullanıcılarıdır ki; bu grup insanı, çay içmekten tutun, araştırma yapmak, kitap okumak, internete bağlanmak, film seçmek ya da izlemek, veritabanlarını kulanmak, kütüphanede grup halinde kitap incelemesinde bulunmak için arkadaşlarıyla buluşmaya kadar her türlü aktivitesini kütüphanede gerçekleştiren, kütüphaneyi hayatının bir parçası haline getirmiş, her durumda ve şartta kütüphaneden yararlanan insanlardır. Bunlar bilinçli kullanıcıdır her yaptığı işte yolunun kütüphaneden geçmesini ister. Sosyaldir, mutludur, okur, konuşur, yazar, öğrenir,güler, ağlar...

İkinci grup ise kütüphaneye ağırlıklı olarak ders çalışmak için gelir ancak bu kitle ders çalışırken dikkati dağılmasın diye bir ölüm sessizliğine ihtiyaç duymaktadır. Kütüphanede yanlışlıkla biri aksıracak tıksıracak olsa bakışlarıyla döver, rahatsızlığını mutlak belirtir. Gürültü asla yapılamaz hatta kayıp düşen biri olsa düştüğü için bu kişiler tarafından azarlanabilir bile. Kütüphaneyi nefes alınmayacak derecede sessiz ve ciddi ve bir o kadar sıkıcı olmaya mahkum eden kullanıcı grubudur bunlar. Bunların bol olduğu yerde o kütüphanede verilen en ağırlıklı hizmet çalışma salonu olmak gerçek kütüphane hizmetlerinden kopmaya mahkum olmak demektir.

Anlaşıldığı üzere ben birinci grup kullanıcısı olduğumdan ikinci gruptakiler tarafından hiç sevilmem. :) Ve bir kütüphaneci olarak bundan da gurur duymak gibi bir özelliğim vardır. Özellikle bir halk kütüphanesi kullanıcısı olarak meşhur bir kitaplığımıza ne zaman gitsem içeride harıl harıl ders çalışan o kitle yüzünden rahatça ödünç kitap seçemem. Nefes almam, yürümem hatta kitapları karıştırma stilime kadar her konuda ters bakışlara maruz kalır ve ortamdaki tüm negatif elektriği üzerime çekerim. Rafın yanına yere otursam , üst raftaki kitabı almak için merdivene çıksam, ödünç bölümünde raflara bakarak bir tur atsam, aradığım kitabı rafta bulamadığım için var mıdır diye bilgisayarda kataloğa baksam klavye tuşlarına dokunuşuma kadar her konuda istenmeyen insan olduğumu hissederim. Oysa ben gerçek kullanıcıyımdır okumak için kitap alacak bu kitabı çevremdeki insanlara önerecek ve onlarında mümkünse kütüphaneye üye olmarını isteyeceğimdir. Ama diğer arkadaşlar belki kütüphaneye üye bile değildirler onlar sadece gelir kitaplarını açar ders çalışır sonra giderler. Kütüphaneyle gerçek bir alakaları yoktur. Ama sessiz yer olmak zorunda olduğunu düşündükleri için orada çalışır ben gibi nefes alarak kütüphaneyi kullanmak isteyen insanların nefes almasına izin vermezler. İşte bu yüzden haberde bahsi geçen bu Türk okuruna sormak istiyorum neden ders çalışmıyorsanız eğer bir kütüphanenin bomboş, ıssız ve ölüm sessizliğinde olmasını istersiniz sizce bir kütüphanenin size sunacakları sadece bunlar mıdır? Sessiz ve boş bir ortamda rafların arasında kitap okuyabilmek midir? Bu biraz kütüphanelere haksızlık olmuyor mu?

5 yorum:

kesmeray dedi ki...

ilk kez kütüphane deneyimi yaşayan okul öncesi oğluma ilk önce sessizliği ve ardından kitapların karıştırılmamasını söyleyen şahsiyeti asla unutamam...karıştırmadan, kitaplara bakmadan, soru sormadan nasıl anlar bir çocuk kütüphanenin ve kitap okuma alışkanlığının önemini???

Ruh dedi ki...

Değerli Yeliz, Göndermiş olduğun bu güzel mi güzel yazı için sana çok ama çok teşekkür ederim!

Çalıştığım kütüphanede çok amaçlı salonlar kurmayı planlıyorum. Bu yazı öyle hoşuma gitti ki biran evvel teşekkür etmek istedim.

Başarılar diliyor saygılarımı iletiyorum.

O.O.

Yeliz ULUCAY dedi ki...

Merhaba,
Yazıyı beğenmenize sevindim. :) Ayrıca bu şekilde düşünen meslektaşların sayısının artmasına da çok seviniyorum. Hayalimiz her zaman insanların yaşamlarının bir parçası haline gelmiş kütüphaneler yaratmak olan kütüphaneciler olarak kütüphaneleri hakettikleri gibi sosyal alanlar haline getireceğimize inanıyorum ben. Bunun için her tür talebe yönelik çözümlerimiz olmalı. Kolay gelsin.

HATİCE dedi ki...

Mimarlık öğrencisiyim ve kütüphane projesi üzerinde çalışıyorum bu dönem. Tam da konuyu araştırırken arkadaşımla bu konuşmayı yaptık. 'Neden bu sessizlik? demişken akşamında da bu yazıyı okudum ve kesinlikle projemde bu sorunu incelemek istiyorum. Yazınız bana destek verdi resmen teşekkürler Yeliz Hanım...

Yeliz ULUCAY dedi ki...

Neden sessizlik? Çünkü kütüphaneyi amacı dışında kullanan insanlar sessiz ortamda ders çalışmaktan mutlu oluyorlar. Oysa modern bir halk kütüphanesinde mimari öyle bir ayarlanmalı ki sessizlik isteyenede uygun bir köşe, gürül gürül müzik dinlemek isteyene uygun müzik odası, film izlemek isteyene dvd odası, dergiler için ayrı bölüm, herşey ama herşey olması gerektiği gibi planlansa herkes mutlu mesut ayrılabilir kütüphaneden :)) Ve sanırım bunu sağlayabilmek için siz mimarlarla kütüphanecilerin birlikte çalışmaları gerekiyor. :)) Projenizde başarılar...